| Ana Sayfa > Türkiye > Ege Bölgesi > Muğla | Site Haritası | İletişim |
|
![]() |
| Datça’da yürüyüş - Yazı, Fotoğraf: AKGÜN AKOVA | Guleta.com'da : e - reklam |
Datça patikalarında yürüyüş, denizin soluğuyla sizin soluğunuzu buluşturur.
“ Bir yürüyüş tutkunu neyi düşler?” diye sormuştum bir gün, nice yolu yürüyerek aşan dostuma… “Sabahleyin ayağını Ege’nin gözboncuğu mavisine daldırıp yürümeye başladıktan sonra, akşam üzeri Akdeniz’in köpüklerine kendini bırakmayı…” demişti. “Nasıl olabilir ki bu?” demiştim şaşkınlıkla. “Datça’ya gidersen anlarsın!” diye yanıtlamıştı gülümseyerek. “Datça’ya gidersen anlarsın!”
Datça’ya gittim ve anladım! Bir ışık seline burnunu uzatan Reşadiye Yarımadası’nın patikalarında sırt çantamı taşırken denizin mavi gözleriyle bakışakaldığımda hele, daha iyi anladım! “Bir an önce görülsün / diye Akdeniz / Toroslar’da ağaçlar / hep çocuk kalır” dese de Sunay Akın, bir koltuğunun altına Ege’yi, diğer koltuğuna Akdeniz’i alan Datça, bir patika ormanıydı benim için. Dört bir yana gidiyorlardı; Palamutbükü’ne, Murdala Koyu’na, Çatı’ya, Domuzbükü’ne, Gebekum’a, Gereme’ye, Kargı’ya, Gökliman’a, Hayıtbükü’ne, her yere, her yere ve sonunda uç veriyorlardı iki denize… Patikalar Datça’da kayalıkların, gizli koyların önüne bitiyorlardı hep. SAÇLARI PAPATYA, GÖZLERİ MAVİ Bu patikalardan biri Değirmenbükü’nden Knidos’a gidiyordu. Orada “ölmez ağaç” zeytinin bin yıllıklarını gördüm, sarıldım onlara, varoluşun sırrını kucakladım. Rüzgârlara çiçek tozlarını emanet ettim, denizlere martıları… Kekliklere sessizce yaklaştım, ot kokusuna karıştım. Kekikli zeytinyağına banarak dişledim ekmeğimi. Çekirgelere, kelebeklere, kaplumbağalara “Kolay gelsin!” dedim. “Kolay gelsin dağa, taşa; kolay gelsin arıcılara, balıkçılara! Kolay gelsin aşıklara!” Gemilere bir sevgili gibi göz kırpan fenere vardım, el ettim bulutlara. Ama önce Yazıköyü’ne gittik Datça’dan. Bahar yağmurları denize inen yolu bozmuştu, arabamız orada bıraktı ekibimizi. Sonra vurduk aşağı; üzüm bağlarının arasından, gelinciklerin kırmızılığından, papatyaların dağınıklığından geçtik. Değirmenbükü’nün çakıllı sahilinde yeşille mavi arasında salınan dalgalara verdik ayaklarımızı. Suların serinliği canlandırdı bizi. Kıyıda mor çiçekler boy vermişti, ne güzeldi kıyı karanfilleri… Sonra keçilerin ve bir zamanlar bu yolları ezberleyen Knidoslu nöbetçilerin izlerinden kopya çekip tepelere tırmandık. Antik kentin arka bahçesi sayılabilecek bölgede hâlâ eski taş duvarlar toprağın altından bize bakıyordu. Yalnız onlar mı? Adı Latince’de “sağlık” anlamına gelen adaçayları, çiçekleri küçük çam kozalaklarını andıran karabaş otları, bezelyeye benzeyen yemişleriyle keçiboynuzu ağaçları, Latin çiçeği de denilen kapari, sarışın katırtırnakları, zeytin ağaçları ve elbette kekikler… Knidos üzerine “Mavide Uyuyan Güzel” adlı bir kitap “döktürmüş” olan Oktay Sönmez kekik için şöyle der: “Köylü kadınlar ‘Ana kokusu bellenir kekik buralarda’ diyorlar. Dağların nefes alışıdır kekik kokusu. Binlerce yıllık bir şenliktir kekik…”BİRAZ DA YÜRÜYÜŞ İÇİN ÖĞÜTLER Bu şenlikten pay almak için Datça patikalarında yürümek gerek. Biraz sonra artık otları sararmaya başlamış bir düzlüğe ineceğiz ve tepede Knidos’un dış surlarından zamana kafa tutan bir bölümü göreceğiz. Ama hazır nefes almışken Datça yürüyüşçüleri için “kulağa küpe”ler bırakalım şuraya! Bir, sabah gün doğarken yola çıkarsanız, yaz sıcağından kurtulursunuz ve ilk mavilikte kendinizi denize atarsınız. İki, şapkanızı başınızdan, su kabınızı çantanızdan eksik etmeyin. Üç, sakın şort ya da sandalet giymeyin. Dikenler ve çalılar bacaklarınızı yara bere içinde bırakabilir! Bitkilere alerjisi olanlar ilaçlarını önceden almayı unutmasınlar! Rotaların çoğunda lokanta bulma şansınız yok, bu yüzden sefer tasınız ya da sandviçiniz yanınızda olsun. Üzerinize parfüm sürmeyin, çünkü ünlü kekik balını üreten arılar sizi çiçek sanabilir! Ve rehbersiz yola çıkmayın. Bu konuda Datça Çevre Derneği’nden yardım isteyebilirsiniz. SANATIN VE BİLİMİN KENTİ: KNIDOS Şimdiyse yolcu yolunda gerek! Bir saat yürüdükten sonra geldiğimiz düzlükte yolun yarısını geçmiş sayılırız. Ama Knidos’a varmak için bir saatlik ve yolun en zor bölümü bizi bekliyor. O halde nefeslenmek gerek. Molayı, yüzyılları devirmiş ama kendileri devrilmemiş zeytin ağaçlarının altında yapabilirsiniz. Gövdeleri üst üste atılmış halatları andıran bu ağaçların gölgesinden çıkıp yola devam ettiğinizde sık maki ve çalıların arasından zor bir tırmanışa geçecek, az sonra deniz fenerinin siluetini göreceksiniz. İşte, büyüleyici bir antik kentin, Knidos’un habercisi… Fenerden sonra koydaki yelkenliler, devrilmiş ve kırılmış mermer sütunlar, aralarında dolaşan insanlar gözünüze çarpan… 2500 yıldır orada duran Knidos… Kuzeyden gelen ve Ege adalarına yerleşen, oradan da Batı Anadolu kıyılarına yayılan Dorların kurduğu kentlerin en ünlüsü… Bir zamanlar kente gelen denizciler onu unutamıyorlardı. Ama asıl büyüsü, kentin batı ucundaki tapınak üzerinde yükselen dünyanın en güzel Afrodit heykelinin denizcileri selamlamasındaydı. Knidos, astronomiden tıpa; yarımadanın şifalı otlarının kaynaklık ettiği eczacılıktan mimariye uzanan bir alanda adını duyurdu. Dünyanın Yedi Harikası’ndan biri olan İskenderiye Feneri’ni yapan mimardan, dünyanın ilk astronomi bilginlerinden matematikçi Eudoxos’a kadar birçok Knidoslu bu aydınlığa ışık verdi. Tepeden kente inerken yıkım ve savaşları değil, o günleri düşlemeye çalıştık. Ve elbette, Datça patikalarında yapılan her yürüyüşün sonunda olması gerektiği gibi, yüzüp bıraktık yorgunluğumuzu denize. O gün aklımızda bir İlhan Berk dizesi vardı: “Dün dağlarda dolaştım / Evde yoktum”. Şimdi bu satırları yazarken bir Berk dizesi daha ekliyorum yanına: “Kır göğü iskandilledi / Geldi sonra denizin yazısını yazdı.” KAYNAK: SKYLIFE HAZİRAN / 2004 |
| © Guleta.Com | Datça - Türkiye Webmaster |