Ana Sayfa > Türkiye > Ege Bölgesi > Mugla > Datca Site Haritası | Iletişim Antiquity’s Pointing Finger Knidos
  Guleta.com'da : e-reklam travel   Antikçağın işaret parmağı Knidos
ARTICLE: FIRAT ULGUR PHOTOS: AKGUN AKOVA

KNIDOS
Türkiye, kazıbilimcilerin cennetidir. Neşelenmeleri için Anadolu’ya gelmeleri yeter! Urartular, Frigler, Hititler, Likyalılar, Bitinyalılar, Lidyalılar, Romalılar, Selçuklular ve diğerleri, Anadolu’dan benzersiz izler bırakarak geçtiler çünkü. Höyükler, tümülüsler, saraylar, tapınaklar, limanlar, antik kentler yarattılar... İşte Troia, Sardes, Zeugma, Efes, Çatalhöyük, Hierapolis, Gordion, Amaseia, Olba, Psidya Antiokheiası, Aspendos, Bergama, Anemurium, Heraklia, Perge, Andriake, Myra, Patara, Letoon, Pınara, Sagalassos, Halikarnassos, Alinda, Tlos...Knidos Daha sayalım mı: Simena, Kolophon, Lymyra, Olympos, Pompeipolis, Kremna, Ayatekla, Klazomenai, Larissa, Elaia, Sminthenion, Ksanthos, Assos, Neapolis, Tarsos, Seleukeia Pieria, Misis... Daha daha: Kültepe, Hattuşaş, Alacahöyük, Korasion, Bybassos, Blaundos, Klaros, Limos, Kapadokya, Diocaesarea, Side, Silyon, Myndos, Kerdai, Gerga… Yoruldum, burada bırakıyorum, sırada adını saymamı bekleyen onca antik kente karşın! Dinlenmek için en sevdiğim antik kente doğru gidiyorum. Onun kurulduğu Reşadiye Yarımadası’ndaki ‘bük’ adı verilen koylar, güneşin sofrasında birer mavi çanak gibi bekliyordur şimdi. Bir yanağını Akdeniz’e, bir yanağını Ege’ye uzatan Datça’nın uç beyi Knidos hep büyülemiştir beni. Deniz fenerinin yanında oturup güneşin kendini denizin kucağına kırmızı kırmızı bırakmasına tanık olursanız bir kez, Knidos sizin için bir antik kentin ötesine geçer. Yaşamınız boyunca, belleğinizde kalacak olan anlar vardır ya, anımsadıkça mutlu olacağınız; onlardan biridir yaşadığınız. O büyü çözülene kadar Knidos’tan ayrılamazsınız.

ÇİFTE LİMAN…
Burası, Oktay Sönmez’in deyimiyle, “mavide uyuyan güzel”dir. Denize uzatılan parmak gibidir, uçan balıklar konsun diye. Mavi sulara daldırılan kristal bir parmaktır Knidos. Denizkızları, yorulan yunuslar, Mavi Yolculuk tekneleri dinlensin diye kendi limanlarını yaratır. “Limanlarını” diyorum, çünkü kuzeyde ve güneyde, iki liman yaratmıştır ve rüzgârın yönüne göre korur gemileri.
Bir zamanlar amforaların gemilere yüklendiği Güney Limanı’nın üzerinde, rüzgârın savurduğu papatya tozları uçuşur baharda. Kuzey Limanı’na kekik kokusunu salar toprak.
Ayışığında Apollon’un lir çaldığını duyar günün yorgunluğunu yıldızların altına bırakıp düşlere dalan kazıbilimciler. Knidos, karanlıkta kalan konuklarının içini ürpertir biraz, ama samanyolunun kucağında alev topu gibi kayıp duran göktaşları, şiire yaklaştırır insanı.
Oysa, yirmi otuz yıl önce, Knidos’a yaklaşmak pek kolay değildi. O zamanlar aklımda Türkiye’nin en kötü yollarından biri olarak kalan Datça’nın Yazıköyü’nden Knidos’a giden ‘patika’ geçen yıl genişletilip düzeltildi. Oysa dünya tarihinin tüm zamanlarında, en güzel manzaralı yollardan birisi oldu bu yol.
Yazın, sabırsız konuklara daha Knidos’un denize inen dış surlarını görmeden, Bağlarözü ya da Domuzini koylarının birinde bedenlerini sulara bıraktıran işte bu güzelliktir. Bu koylarda ruhlar da yıkanır Afrodit’in köpükleri arasında. Sonbaharda katırtırnaklarının sararttığı Knidos, kuzeyden gelen ve Ege adalarına yerleşen, oradan da Batı Anadolu kıyılarına yayılan Dorların kurduğu antikçağ kentlerinin en ünlüsü oldu.
Yamaçlara teras biçiminde kurulan kente gelen denizciler onu unutamıyorlardı. Ama asıl büyüsü, kentin batı ucundaki tapınak üzerinde yükselen dünyanın en güzel Afrodit heykelinin denizcileri selamlamasındaydı. Biri giysili, diğeri de çıplak iki Afrodit heykeli yontmuştu heykeltıraş Praxiteles. Kos Adası’ndaki halkla Knidoslular bu heykelleri paylaştılar.

Giyiniği Koslular alıp adalarına diktiler, çıplak olanı Knidos’a kaldı. Bugünse, Euoploia Afrodit’i heykelinden geriye, ne kadarının gerçek olduğu bilinemeyen öyküler kaldı. Bir başka heykelin, ünlü Knidos Arslanı’nın öyküsü ise, şimdilik, Londra’daki British Museum’un dev salonlarından birinde, vatanından koparılmış halde sürüyor.
Knidos Knidos’a gidenler, tiyatro ve birçok sur dışında ayakta duran yapı gördüklerinde şaşırmasınlar; çünkü nice yapı bugüne ulaşmasını Knidos mermerlerine borçludur. Kavalalı Mehmet Ali Paşa, Kahire’de yaptırdığı görkemli sarayın taşlarını gemilerle nereden götürdü dersiniz? Ya bir odasında Atatürk’ün yaşama gözlerini yumduğu İstanbul’daki Dolmabahçe Sarayı’ndaki mermerler? Onlar da Knidos’tan gelmedi mi?

“DÜN DAĞLARDA DOLAŞTIM”
Knidos, astronomiden tıpa, yarımadanın şifalı otlarının kaynaklık ettiği eczacılıktan mimariye uzanan bir alanda adını duyurdu. Dünyanın yedi harikasından biri olan İskenderiye Feneri’ni yapan mimar Sostratos’dan dünyanın ilk astronomi bilginlerinden matematikçi Eudoxos’a kadar birçok Knidoslu, bu aydınlığa ışık verdi.
Onların yarattıklarını toprak altından gün aydınlığına çıkarmak için kazılar yapan ve Knidos’a aşkla bağlanan Amerikalı kazıbilimci Iris Cornelia Love’ın adını da, bir zeytin ağacının altından Tekir Burnu’na bakarak anmalı.
Knidos’a en son gidişimde, toprak yoldan kente inerken yıkım ve savaşları değil, o günleri düşlemeye çalıştım. O gün aklımda Knidos’a yakın bir yeri, Halikarnas’ı mesken seçen şair İlhan Berk’in dizesi vardı: “Dün dağlarda dolaştım / Evde yoktum”.
Şimdi ise bu satırları yazarken, Datça’dan Knidos’taki küçük ahşap iskeleye kadar pedal çevirerek gelen yabancıyı anımsıyorum.
Güneşin altında zorlu bir yolu geçip denizin kıyısına inmişti ve onu almaya gelecek yelkenliyi bekliyordu. Şimdi, soğuk bir kış gününde, çalışma odamın penceresinden kestane ağaçlarından düşmemeye çalışan son yapraklara bakarak, bir Berk dizesi daha ekliyorum adamın iskeleye yatırdığı bisikletinin yanına: “Kır göğü iskandilledi / Geldi sonra denizin yazısını yazdı.”

KAYNAK: SKYLIFE OCAK / 2006
© Guleta.Com  |  Knidos - Türkiye   
   Webmaster  
Google
OTO KİRALAMA |  MAVİ YOLCULUK |  EMLAK |  OTELLER |  GECE HAYATI |  ARKEOLOJİ |  PANSİYON