| SITE HARİTASI | İLETİŞİM |
| ANA SAYFA > TÜRKİYE > EGE BÖLGESİ > MUĞLA |
|
|
MUĞLA EFSANESİ
Geleceğin tarihçileri kentlerin geçmişini incelediklerinde, sanırım 20. yüzyıla iyi gözle bakmayacaklar. Çünkü insanlık ve uygarlık için hemen her açıdan talihsizliklerle geçen bu savaşlar, göçler ve yıkımlar yüzyılının birçok ülkedeki kentsel mirası yok ettiği gibi, kendisinin de onların yerine konabilecek bir kültür mirası zenginliğini yaratmadığını görecekler.Bu nedenle, onca büyük teknolojik gelişmeyi, ya da insan hakları ve özgürlükler konusundaki hukuksal atılımları ve yüzlerce yıllık feodal rejimlerin yerini demokrasilere bırakmaya başlamasını bile evrensel kazanımlar listesine coşkuyla yazamayacaklar. Bütün bu kazanımların tarihteki kültürel köklerini de oluşturan sanat ve yaratıcılık birikimlerini yitiren toplumların içine düştükleri yozlaşma ve yabancılaşmadan da yine 20. yüzyılı sorumlu tutacaklar. İşte böylesi bir hüzünle kentlerin geçmişini inceleyecek 21. yüzyıl tarihçileri için önce belki biraz şaşkınlıkla, sonra da sevgi ve umutla kucaklayacakları ender yerleşmelerden biri ise eminim ki Muğla olacak. Şaşıracaklar; çünkü bu “alçakgönüllü ama yüksek bilinçli” kentin, 20. yüzyılı sanki hiç yaşamadığını, özellikle yüzyılın son çeyreğindeki “apartmanlaşma kasırgasının” yine bu kente sanki hiç uğramadığını sanacaklar. Sevgi ve umutla kucaklayacaklar; çünkü Muğla’nın elbette ki 20. yüzyılı da, apartmanlaşma kasırgasını da yaşadığını bilerek, bu kültürel yıkıma ve yokoluşa karşı ne denli büyük ve efsanevi bir “direniş” gösterdiğini farkedip, onu tarihin tanığı ve 21. yüzyılın da esin kaynağı olarak bağırlarına basacaklar. Peki, Muğla bu efsaneyi nasıl yarattı? Diğer kentler bir yana, kendisine bağlı deniz kıyısı yerleşmeleri bile kentsel kimlik değerlerini 20. yüzyıl daha bitmeden fotoğraf arşivlerine terkederken, örneğin bu yazının belgeselini oluşturan tarihi kent dokusu ile geleneksel konut, sokak ve yaşam görüntüleri, geçmiş yüzyılların sanat ve beğeni zenginliğini geleceğe aktaran ayrıntılar, 21. yüzyılın eşiğinde Cengiz Cıva’nın usta objektifinde nasıl “bugünün fotoğrafları” olabildiler Soruyu yanıtlamadan önce şunu söylemeliyim ki, eğer siz de sözgelimi Marmaris’e ya da Fethiye’ye geçerken Muğla’ya sadece çevre yolundan şöyle bir bakmakla yetinmeyip, çok değil sadece birkaç saat kent içinde dolaşmaya zaman ayırabilirseniz, Cengiz Cıva’nın bu fotoğrafları için pek de zorluk çekmediğini, eski bir ev ya da geçmişten kalan bir sokak bulabilmek için büyük çabalar göstermediğini hemen farkedebilirsiniz. Çünkü kenti Asar Dağı’na doğru ya da Saburhane Meydanı yönünde veya Tabakhane semtinden batıya yönelerek ve hatta Arastası’nda da alışveriş ederek gezmeye başladığınızda, karşınızda ne öyle birkaç tane “tesadüfen” kalmış tarihi bina, ne de kentin tanıtım haritalarında işaretlenmiş yeni birkaç anıtsal yapıdan ibaret, sadece turizm için düzenlenmiş “müze mekanlar” bulacaksınız. |
Çünkü artık karşınızda bile değil, “dört bir yanınızda” sayısız eski evi, bir o kadar sokağı, meydanı, şadırvanı, silueti ve kahveleri, çınarları, dükkanları, hanlarıyla, yaşamını sürdüren koca bir “tarihsel kent dokusu” vardır. Üstelik, bu otantik doku içinde “turistik” değil, günlük yaşamlarına bu çağın hemen tüm teknolojik kazanımlarıyla da birlikte devam eden, örneğin yüksek bir duvarın arkasındaki cennet gibi 19. yüzyıl avlusunda sarı güllerine akşam suyunu verdikten sonra bilgisayardaki internet çalışmasına devam eden, ya da evin önündeki ahşap “veranda”da kahvesini içerken yerel gazetedeki kent haberlerini okuyup, yerel televizyondaki yorumları dinleyen “modern” insanlarıyla birlikte. Evet. Şimdi aynı soruya dönersek, bu efsane nasıl yazılabildi? Muğla 20. yüzyılın ve özellikle son çeyrek yüzyıldaki tarihe duyarsız yapılaşma salgınından nasıl kurtulabildi? Birincisi, kültürel ve kentsel mirasın korunabilmesinde en önemli koşul olan; “tek tek yapılar yerine, tüm eski yerleşme dokusunun bir bütün olarak ve insanlarıyla birlikte yaşatılarak geleceğe aktarılması” kararının geç kalınmadan verilmesiyle... Türkiye’de kentsel ölçekte koruma kavramı, 1975’deki “Avrupa Mimari Miras Yılı” etkinlikleriyle birlikte öne çıktı. Bu bilincin ilk yansıdığı kentlerden biri de Muğla’ydı ve 1979’da “kentsel SİT” kararı alındığında, ülkede buna benzer geniş ölçekli koruma ve SİT uygulaması örneği sadece birkaç kentle sınırlıydı.Efsanenin ikinci ve birinciyi başarıya götüren temel nedeni ise Muğla halkının o yıllara kadar zaten kentlerini korumuş olmalarıdır. Yani, SİT kararı, halka karşı değil, bir bakıma halkın geleneksel tutumunun yasal güvenceye alınmasından ibaretti. Nitekim 1960’lardan 1979’a kadar yürürlükte kalan ve Muğla’nın tarihi kent dokusunu geniş yollarla parçalayıp, tarihi yerleşme içinde yüksek apartmalara olanak sağlayan, koruma bilincinden yoksun bir imar planı da yine onca yıl zaten hiç uygulanmamıştı. Kentsel SİT kararıyla birlikte bu imar planı da iptal edilip, yerine koruma amaçlı yeni bir plan yapıldığında, 1979 öncesi imar koşuluna göre eski doku içinde yapılmış sadece “2 tane” apartman vardı. İşte bu “kentli bilinci” içinde, 1980’lerden bu yana da Muğla halkı, her belediye seçiminde “SİT alanını ve tarihi dokuyu korumaya devam edeceğiz” diye söz veren adayları seçiyor. Sizlerden dileğim, geleceğin tarihçilerinden önce siz de Muğla’ya gidin ve bu huzura ortak olun, 20. yüzyıl “badiresini” kırılıp dökülmeden ve onurunu çarpık yapılaşmaya teslim etmeden atlatan Muğla’yı hepimiz adına bir de siz kutlayın. SOURCE : SKYLIFE ŞUBAT / 2000 : Yazar : Oktay Ekinci, mimar |
|
| MUGLA TRAVEL GUIDE © GULETA.COM | |
| WEB DESIGN & SEO | |