| Ana Sayfa > Türkiye > Ege Bölgesi > Muğla > Ortaca | Site Haritası | İletişim |
|
| Guleta.com'da : e-reklam |
|
Gökyüzünden Dalyan * Yazar + YAZI: AKGÜN AKOVA |
|
DALYAN HAKKINDA Dalyan’a gökyüzünden bakmak, coğrafyanın bedeni üzerinde bir anatomi dersi gibidir. Aşağınızdaki kanallar yeşil damarlar gibi yayılır. “Tufan suları çekildiğinde Oaxaca Vadisi bir bataklık halindeydi. Bir avuç çamur canlanıp yürümeye başladı. Kaplumbağa çok, çok yavaş yürüyordu. Başı ileri doğru uzanmış, gözleri kocaman açılmış halde gidiyor, güneşin yeniden canlandırdığı dünyayı gezip görüyordu. Çok pis kokan bir yerde kaplumbağa ceset yiyen akbabayı gördü. ‘Beni göğe götür,’ dedi. ‘Tanrı ile tanışmak istiyorum.’ Akbaba onu, bu isteğini pek çok kez yinelemek zorunda bıraktı. Kaplumbağa yakarmak için kafasını çıkardı, sonra kokuya dayanamayarak kabuğunun içine çekti. ‘Senin kanatların var, götür beni’ diye yalvardı. Onun ısrarından sıkılan akbaba koca kara kanatlarını açıp, sırtında kaplumbağayla havalandı. Bulutların içinden uçtular, kafası içeri çekik kaplumbağa yakındı: ‘Ne kadar iğrenç kokuyorsun!’ Akbaba duymamış gibi yaptı. |
|
|
‘Tam bir çürüme kokusu!’ diye yineledi kaplumbağa. Bunu tekrarlayıp duruyordu ki, sonunda sabrı tükenen o çirkin kuş birden eğildi, onu yere attı. Tanrı gökyüzünden gelerek parçaları birleştirdi. Ek yerleri kabukta görülür.” Latin Amerika söylencelerinin birinde böyle anlatılır kaplumbağanın öyküsü. Belki de, yıllar önce Eduardo Galeano’nun ‘Yaratılış’ adlı kitabında okuduğum ve belleğimin sularında hâlâ yüzmeyi sürdüren bu öyküydü bende Dalyan üstünde uçma duygusu yaratan. Bir kartal gibi yeniden göğe yükselmek ve kaplumbağayı düştüğü yerde yeniden görmek istedim. Aşağısı Oaxaca Vadisi değildi elbette! Kaplumbağa da sıradan bir kara kaplumbağası değil, Akdeniz sularının kabuklu çocuğu ‘Caretta caretta’ydı. Aslında kaplumbağa da bahaneydi; Dalyan’ın o eşsiz coğrafyasıydı gökyüzünden görmek istediğim. Denizle gölün damarlar gibi dağılan kanallarla o müthiş buluşması, sarışması, karışmasıydı...
|
|
|
DALGIN SU Kim bilir kaç kez geçmiştim bir teknenin içinde sazlıkların arasından, dokumacıkuşların yuvalarının yanından, mavi yengeçlerin üstünden… Bir kez de kuşbakışı görmeliydim tüm bunları, hep birlikte. Bu ‘kuşbakışı’nı bana bir gökyüzü taşıtı olan ‘micro-light’ sağladı. 200 metrelik bir pistten havalanan iki kişilik bu taşıt, motoru dursa da bir ‘delta kanat’ gibi rahatlıkla yere inebiliyordu. Kalkışın hemen sonrasında küçük rüzgârlar karşılayıp sınadılar bizi. Yükseldikçe rüzgârlar duruldu ama, gözbebeğimde Akdeniz’in mavisi ve Köyceğiz Gölü’nün yeşili çalkalanmaya başladı.
Havalandıktan bir dakika sonra, aşağıya bakarak mırıldandım: “Melekler bir gün gökyüzünden aşağıya baktılar ve yeşil yılanlar gördüler!” Gerçekten de büyük bir dolambacı andıran sazlıkların arasından ağır ağır akan su, yerde sürünen yılanları andırıyor. Oysa “yılan” diye tanımladığım su yolları, kendisinin de anımsamadığı bir zamandan beri kıvrıla kıvrıla Akdeniz’e varıyor ve tatlı suyla tuzlu suyu birbirine karıştırıyor. Köyceğiz Gölü ile Akdeniz’in buluşma yeri Dalyan; bir dalgın su… Bitiminde de İztuzu kumsalı var. Bu kumsalda denizi uslu görmek pek olanaklı değil. Dalgalar kovalamaca oynayan beyaz yüzlü çocuklar gibi köpükler saça saça kıyıya vuruyorlar.
|
|
|
SÜRÜ SÜRÜ TEKNELER Gökyüzünde gezindikçe sulara vuran güneş ışınları, yansıyan pırıltılara dönüşerek gözümü alıyor. Aşağıda yaz konukları, sonbaharda altın sarısı rengine dönecek olan sazlıkların dolambaçlarında tekneyle ilerliyorlar. Bu sularda çok dalga yaratmadığı için piyade tipi tekneler kullanılıyor. Teknedekiler sıçrayan kefallerin yanından geçerken, bir yamaçta kayaların üzerine yapılmış mezarları gördüler. Su yolu üzerindeki balıkların usul usul ağlarda biriktiği dalyanların içinden geçtiler. Birazdan Akdeniz onları dalga kucaklı bir anne gibi karşılayacak. Koşarak kendilerini dalgalara doğru atarken, bütün mutsuzluklarını, yürek sızılarını, umutsuzluklarını unutacaklar. Yalnızca bir yunus olduklarını düşünecekler… Akdeniz’i boydan boya geçmek için sulara karışan bir yunus…
Teknelere bakıp bunları düşünürken bir leylek uçup gidiyor altımızdan… Kaunos antik kentinde kazıbilimciler çalışıyor… Kumsalda minicik(!) adamlar top oynuyor… Ekilmiş ve sürülmüş tarlalar bir ressamın paleti üzerindeki boyalar gibi duruyorlar. Çamur banyosu yapanlar bizi görünce umursamıyorlar bile, şifa peşindeler çünkü. Kasabanın üzerinden geçerken otellerin bahçelerindeki yüzme havuzları mavi gözler gibi bize bakıyorlar. Akdeniz’in sularındaki gezi tekneleri bir adanın kıyısında yüzme molası için demirlemişler. Burası üzerinde küçük deniz feneri bulunan ve mağara ağzını andıran deliği nedeniyle Delikli Ada diye adlandırılıyor. Dalgıçların suyunun berraklığı nedeniyle kayıtsız kalamadığı adanın deliğinden küçük kayıklarla geçilebiliyor. |
|
|
KAPLUMBAĞALARI GÖRMEK Orada dibe dalan dalgıçları seçemiyorum ama, İztuzu kumsalında deniz kaplumbağalarının geceleyin yumurtlamak için ilerlerken bıraktıkları izleri görüyorum. Yine gelmişler doğanın o gizemli rotasını izleyerek… Çoğalma dürtüsünün sesini dinleyerek… İnsanlardan uzak durarak var olmaya çalışıyorlar. Uçuş 20 dakika sürüyor. İndikten sonra kendimi İztuzu yolunda buluyorum. Sonra gökyüzünü kuşlara bırakan biri olarak Akdeniz’in dalgalarına doğru koşuyorum. Siz de bir akşam üzeri güneş kızıl şapkasını çıkarıp tepelerin ardına çekilirken bu kumsalı adımlarsanız; yeryüzünün yalnızca gökyüzünden bakıldığında değil, üzerinde yürünürken de insanı büyüleyen bir küre olduğunu göreceksiniz. Belki saz kulübelerden birine asılmış deniz kaplumbağası posterinin altındaki soruyu da okuyacaksınız: “Ben 90 milyon yıldır buradayım; ya siz?”
|
|
| KAYNAK : SKYLIFE AĞUSTOS / 2004 |
| © Guleta.Com | Dalyan - Türkiye Webmaster |