Ana Sayfa > Türkiye > Karadeniz Bölgesi Site Haritası | İletişim Giresun
  Guleta.com'da : e-reklam travel   GİRESUN
* Halil İbrahim TUTAK.

GİRESUN
Yarımadanın üzerinde yer alan Giresun Kalesi’ndeyim. Işığın büyüsüne kapılmış, bir batıya bir doğuya yönelip, kentin akşamla buluşmasını izliyorum. Gezinenler, piknik yapanlar, çay bahçelerinde denizi ve şehri seyrederek oturanlar, parkta eğlenen çocuklarla cıvıl cıvıl olan kalenin yapım tarihi bilinmiyorsa da, Pontus Kralı I. Pharnakes’in yaptırdığı sanılıyor. Kısmen sağlam kalmış surları ile görkemini bugün de koruyan kalenin en yüksek noktasında ise, Atatürk’ün ilk muhafız alay komutanı olan Topal Osman’ın anıt mezarı bulunuyor. Kaleden bakınca çok küçük görünen Giresun Adası ise, eski yerleşimlerin izlerini taşıyor. Kalıntılardan, adanın bir zamanlar kare planlı bir surla çevrili olduğu ve üzerinde de Sinop Piskoposu Ayios Fokas’ın adıyla anılan bir manastır bulunduğu anlaşılıyor.
Mitolojide Aretias adıyla geçen ada hakkındaki söylencelerden en yaygın olanı, ünlü “Altın Post” efsanesinde geçiyor: Herakles (Herkül) döneminde bir grup Argonaut, Altın Post’u elde etmek için Argo adlı gemi ile Karadeniz’e açılır. Birçok maceradan sonra, postun saklı olduğunu düşündükleri Aretias Adası’na gelirler. Ancak Herakles’in Stymphales Gölü’nden kovduğu ve adaya yerleşmiş ejderha biçimli kuşlar, gelenlere saldırarak içlerinden birini öldürür. Sonunda galip gelen Argonautlar, Altın Post’u bulamayınca lanetleyerek adadan ayrılırlar.
Neyse ki, bugün adayı mesken tutmuş olan deniz kuşları kimseye saldırmıyor.Giresun Adası, her yıl mayıs ayında yapılan Aksu Şenliği’yle de anılıyor.Üç bin yıllık bir geçmişe sahip olduğu söylenen şenlik, Aksu Çayı’nın Karadeniz’e kavuştuğu yerde yapılıyor. Sabahın erken saatlerinde toplanan insanların başından aşağı üç kez sacayak geçiriliyor; toplananlar denize sırtını dönüp yedi çift, bir tek taş atıyor; adanın etrafında kayıklarla (artık motorlarla) tur atıyor. Bu ritüelin temelinde toprağın uyanması ve bereketin simgesi olan baharla birlikte kötülüklerden arınma, ocağın (ailenin) kutsallığı ve soyun sürdürülmesi inancı yatıyor.

Tarihte kiraz şehri anlamına gelen “Kerasion” ya da “Kerasus” adıyla bilinen ve zamanla Giresun’a dönüşen kentin adının, Yunanca kiraz anlamına gelen “Kerasi” sözcüğünden kaynaklandığı kabul ediliyor. Japonya’daki Saga kenti yöneticileri, kirazın dünyaya yayıldığı yer olarak kabul ettikleri Giresun’u, kardeş kent ilan etmişler. Sık sık yapılan karşılıklı ziyaret ve Saga’daki kiraz festivaline katılımla bu kardeşlik pekiştiriliyor. İsmini verecek kadar çok olan kiraz ağaçları, günümüzde yerini fındığa bırakmış Giresun’da. Fındık kentin temel geçim kaynağı olmuş. Sahilden başlayarak sekiz yüz metre yüksekliğe kadar, her yer fındık bahçeleri ile kaplı. Bu bahçelerde dünyanın en kaliteli fındıkları yetişiyor. İlkbahardan başlayarak ağustos ayı sonuna kadar Giresun’da sohbetlerin başlıca konusunu oluşturan fındık, kentle öylesine özdeşleşmiş ki bilmeceler, maniler, türküler bile onun üzerine... Giresunlu sevgisini bile “Bir fındığın içini / Yar senden ayrı yemem,” diyerek dile getirmiş türkülerinde.
Fındık gibi ticari bir önemi olmasa da mısır ve fasulye başta olmak üzere çeşitli sebzeler ekiliyor evlerin önündeki “şenlik”lere. Yörede pancar denilen karalahana ise olmazsa olmazı sofraların. Giresun mutfağında pancarın çorbası, dolması, diblesi yapılır ve mısır ekmeği ile baş köşeye kurulur. Pezik mıhlaması, ısırgan yemeği, sakarca ve fasulye turşusu da unutulmamalı. Ama hamsiden söz etmezsek hiç olmaz; son yıllarda Karadeniz’e biraz dargın olan hamsi, bakarsınız küser de hepten kaybolur Giresun’un devasa istavritleri gibi.
Eski bir fotoğrafta gördüğümde, onların istavrit olduğuna inanmamış ve ancak yaşlıların anlattıklarını duyunca ikna olmuştum. Neredeyse otuz yıl kadar var ki, palamut boyundaki istavritler görülmez olmuş. Kentsel gelişimi kale çevresinde yoğunlaşan Giresun’da eski evlerin yoğun olarak bulunduğu Kale Mahallesi, 1981’de “Birinci derece doğal ve arkeolojik sit alanı” ilan edilerek, koruma altına alınmış.Özellikle Zeytinlik semti bahçeli, taş ya da yarı ahşap evleri ile ayrı bir dünya.
Kent merkezinde ayakta kalabilen 18. yüzyıl yapımı iki kiliseden Gogora bugün müze; gotik tarzdaki Katolik kilisesi ise çocuk kütüphanesi olarak kullanılıyor. Yapım tarihleri 19. yüzyıldan eskiye gitmese de, Kale Camii, Kapu Camii, Hacı Mikdat Çekek Camii, Hükümet Konağı gibi yapılar, kentin geçmişle bağlantısını sürdürüyor.
Ülkenin en çok yağış alan ikinci ili olması, kıyıdan zirvelere kadar yeşilin mutlak hâkimiyetini zorunlu kılıyor Giresun’da. Maden suları, çok sayıdaki akarsuyu, vadi ve yaylaları ile Giresun, doğa tutkunlarının ilgisini bekliyor. Mera amaçlı kullanılan onlarca yaylanın yanı sıra, 1991 yılında turizm merkezi olarak ilan edilen Kulakkaya, Kümbet ve Bektaş yaylaları yorucu kent yaşamından uzaklaşmak isteyenler için adeta bir “rehabilitasyon merkezi”.
Şehri dolaşırken, Yusuf Ziya Ortaç’ın naklettiği bir anı düşüyor aklıma: 1950’lerde Türkiye’yi köylerine kadar dolaşan İsrail Dışişleri Bakanlığı danışmanı Ezra Danin, Giresun’da olduğu bir gece, pencereden Karadeniz’e vurmuş olan mehtabı seyrederken Ankara’daki bir büyükelçiye telefon eder. Danin, telaş içinde uyanan dostuna şöyle der: “Seni niçin uyandırdım biliyor musun? Kutsal kitapların yazdığı cenneti buldum da ondan...

KAYNAK : SKYLIFE AĞUSTOS / 2000
GİRESUN
GİRESUN
GİRESUN
GİRESUN

© Guleta.Com  |  Giresun - Türkiye   
   Webmaster  
Google