|
Maviyolculuk Ege’nin ve Akdeniz’in derin mavi sularında salına
salına dolaşan teknelerle yapılır ya, biz bu kez bir değişik maviyolculuğa çıkarmak istiyoruz okurlarımızı.“Maviyolculuk bir düş gibidir,” derler, öyleyse düşün sınırları olmaz deyip biz de gökyüzünde maviyolculuğa çıkıyoruz. Bir kuş olsak, mesela martı olsak, kanat açıp uçsak Ölüdeniz’den Alanya’ya doğru. Doğanın harika armağanı Ölüdeniz’e, Lykia kenti Patara’ya, tarihin kadim kenti Side’ye ve tarihten bugüne yaşayıp gelen Alanya’ya gökyüzünden bakacağız.Düş bu ya, gönlümüzce uçuyoruz işte. Yanımızda yöremizde bulutların beyazı, altımızda denizin mavisi...Turkuvaz tarifi zor bir renk; mavi desen mavi değil, yeşil desen yeşil değil; ama hem mavi hem yeşil. Ölüdeniz işte böyle bir renk. Günün her saatinde bir başka turkuvaz üstelik. Antikçağdan günümüze nice efsaneye konu olmuş.
Ama efsanelere ne gerek var, Ölüdeniz efsanenin kendisi. Ölüdeniz’i efsaneleriyle başbaşa bırakıp Xantos’tan Kalkan’a
doğru yol alırken Su Perisi Lykia ile Tanrı Apollon’un oğlu Patarus’un kurduğu Patara’ya ulaşıyoruz.
Akdeniz’in en ince kumlu, en uzun plajı ile bir kısmı kumların altında, bir kısmı denizin içinde, bir kısmı açıkta eşsiz Lykia kenti Patara.
Denizi görmesek Afrika’nın uçsuz bucaksız çöllerinde sanacağız kendimizi Mavi denizin kayaların içindeki mağaraya yeşil olup da başını uzatışının adı Kaputaş. Bir de kıyıda altın sarısı kumsal. Mağaranın içinde denizin rengi floresan ışığında. Işık suyun altından vuruyor ve denizi renkten renge boyuyor.Kekova
Adası’nın önünde depremin sulara gömdüğü ve yüzyıllardır orada balıkların yuva kurduğu kent olarak duran batık şehir, biraz ileride antik tersaneden kalanlar ve karaya doğru uzayıp giden Kekova Körfezi.
Torosların kar sularını, kaynak ve pınarlarının sularını Manavgat Çayı çavlanlarla, şelalelerle taşıyor
denize. Dur durak bilmeden koşuyor tatlı sular denizin tuzlu sularına. Tatlı suyla tuzlu su birbirine karışıyor da adına Titreyengöl deniyor Manavgat’ın oralarda.Antikçağın adı “nar” anlamına gelen Side’sinden
kalanlarla günümüzün tatil merkezi Side’yi birlikte böyle gördü kameranın gözü. Belki martılar da böyle görüyordur da binyıllardır dolanıp duruyorlar buralarda. Antik kentten kalanlar yerlerde taşlar
olarak dizilse de tiyatro bütün ihtişamı ile ayakta duruyor. Kara mı deniz olmaya özenmiş de burnunu uzatmış açıklara, yoksa deniz mi karaya sevdalanmış da kucaklamış onu kollarıyla pek belli değil Alanya’da.
Bir de siz bakın da sözünüzü söyleyin bir denizden karaya, bir ‘kale’den denize. Eski Alanya tepenin
üzerinde korunaklı bir kaleydi. Şimdilerde denizin kıyısı boyunca ve dağların eteklerine doğru yayılıp giden kocaman bir kent oldu.
KAYNAK : SKYLIFE HAZİRAN / 2000
|
|
|