Home > Türkiye > Akdeniz Bölgesi > Antalya Site Haritası | İletişim Kale içi Antalya
  Guleta.com'da : e-reklam travel   KALEİÇİ - ANTALYA
* By Tulin DIZDAROGLU

KALEİÇİ - ANTALYA
Antalya, turizmde Türkiye’nin gözbebeği. Antalya’nın gözbebeği ise Kaleiçi. Arabadan inip Kaleiçi’ne doğru yöneldiğimde, yalnızca birkaç saatimi burada geçirmeyi düşünüyordum. Ama sekiz gün boyunca beni kendine çekeceğini, neredeyse tüm sokaklarını adım adım dolaştıracağını nereden bilebilirdim ki? Bir ülkeye girmiştim sanki. Safranbolu’nun, Muğla’nın evleri, Ayvalık ve Bergama’nın kapıları, Cumalıkızık’ın dar sokakları burada.
İstanbul’un Kapalıçarşı’sı, Van’ın kilim, halı, ipek puşi satan dükkânları, Kapadokya halkının yaptığı beyaz bez bebekler de. Küçük Nemrut Dağı’ndan inerken karşılaştığım göçebelerin kıl çadırları, içinde halı dokuyan kadınlarıyla burada. Anadolu’nun birçok yerinde rastladığımız Roma ve Bizans döneminden, Selçuklular ve Osmanlılardan kalma surlar, kiliseler, camiler, medreseler, mescitler, hanlar ve hamamlar... Hepsi burada. İnsan böyle bir ülkeye girer de, birkaç saatte nasıl çıkar? Ya Kaleiçi surlarının çepeçevre sarıp kucakladığı yat limanına ne demeli? Sabahı ayrı güzel, akşamı ayrı... Mendireğin iki ucunda bir yanıp bir sönen feneri, boy boy yelkenlileri, sandalları... Palmiye ve hurma ağaçlarının çevrelediği bu güzel limanı Bergama Kralı II.
Attalos’un dünyadaki cennet olarak kabul etmesine hiç şaşmamalı.Yaygın bir inanışa göre bundan yaklaşık iki bin yıl kadar önce Bergama Kralı Attalos akıncılarını, “Gidin bana yeryüzünde öyle bir yer bulun ki bütün kralların, bütün hükümdarların gözü kalsın, hiç kimse gözünü ondan ayıramasın. Gidin bana cenneti bulun,” diye görevlendirmiş. Akıncılar Antalya kentinin olduğu yere geldiklerinde karşılarına çıkan eşsiz doğal güzellikler karşısında cenneti nihayet bulduklarına karar verip, krallarına haber vermişler. Kral da buraya geldiğinde, derhal bir kent kurulmasını emretmiş. Kurulan kente “Attaleia” ismini vermişler. Kent Bergamalıların elinden çıktıktan sonra da yine bu isimle anılmış.Türkler buraya yerleşince kentin adını sırasıyla “Stelai” “Satalya”, “Adalya” ve “Antalya” olarak değiştirmişler.
Roma, Bizans, Selçuk ve Osmanlıların izlerini taşıyan tarihi yapıların büyük bir kısmını halen koruyabilen, Anadolu’nun en eski kentlerinden biri olan Attaleia, bugün Kaleiçi olarak adlandırılıyor. Otuz beş hektar yüzölçümü ve dört mahallesiyle (Selçuk, Tuzcular, Barbaros ve Kılıçarslan), günümüz Antalya kentinin de çekirdeğini oluşturuyor.Eski çağlarda halkı düşmanlardan, özellikle de korsanlardan korumak için, hem denizden hem karadan kale içini çepeçevre saran surlara kent büyüdükçe dıştan bir duvar daha eklenmiş. Köşelere de kule ve burçlar yerleştirilmiş. İşte, yeni Antalya’nın en önemli caddeleri, bu son duvarları en dıştan çevreler durumda.Kaleiçi’nin dar sokaklarına daldığınızda, öğlen bile olsa güneşi fazla hissetmiyorsunuz. Sokaklar yarı gölge. Evlerin küçük ya da büyük, ama mutlaka etrafı yüksek taş duvarlarla çevrili bir bahçesi var.
Limon, portakal, turunç ağaçları yetişen bahçelerin duvarları üzerlerinden de portakal, erik, zerdali dalları ya da palmiyeler sarkıyor. Bahçeler genellikle çift kanatlı koca ahşap kapılarla sokağa açılıyor. Kapıdan girer girmez taşlıkla (avlu) karşılaşıyorsunuz. Taşlığın etrafı meyve ağaçlarının yanı sıra çeşit çeşit sebze ve çiçeklerle çevrili. Taşlıklar Antalya evlerinin vazgeçilmezi. Sıcak havalarda taşlıklar yıkandığında, sular çakıl taşları arasında kalarak daha bir serinlik sağlıyor.Avludan bir merdivenle “hayat” denilen genişçe bir balkona çıkılıyor. Buradan da ana kattaki odalara geçiliyor. Eskiden bu odalara “ev” denirmiş. Odalar bir bakıma bağımsız evler gibiymiş.
En büyüğü beyin “evi” olan odaların duvarlarını yaklaşık iki metre yükseklikte sergenler çevrelermiş.Evlerin alt katları basık, buna karşın üst katların yüksekliği dört metreyi buluyor. Bu yükseklik sıcak iklimde hava değişimi sağlamak için bir zorunluluk. Saydıklarımın birçoğunu bulunduran eski bir Kaleiçi evini Oscar Sineması yakınlarında buluyorum.Beni camdan görüp çağıran Atiye Hanım üçüncü kuşaktan; oturdukları eve gelin gelen yaşlı annesine bakıyor. Kapıdan girince karşılaştığım taşlığın renkleri kaybolmuş.
Merdivenlerden çıkınca çok şirin döşenmiş bir salona giriyorum. Salon ve oda tavanlarının süslemeleri aynen duruyor. Evi aslına uygun koruduğuna inanıyor Atiye Hanım. Bu yüzden çok mutlu. Evini görmek için birçok ziyaretçinin gelmesi onu gururlandırıyor da. Mutfakta kahvelerimizi yudumlarken pencereden ağacın çiçeklerini seyrediyor, kokusunu içime çekiyorum. Görüntüler fotoğraflanıyor, ama ne yazık ki kokuları saklamanın bir yolu yok.
Kaleiçi’nde evlerin bir bölümü restore edilmiş, diğerleri ise sıranın kendilerine gelmesini sabırsızlıkla bekliyor. Kaleiçi sokaklarını dolaşırken yalnızca turistlerle ve beni turist sanıp çeşitli dillerde dükkânlarına çağıran satıcılarla karşılaşmak yerine, bir avlu kapısından başımı uzattığımda çakıl taşları ile bezeli yeni yıkanmış taşlıkları, kullanılır durumdaki kuyuları, bembeyaz perdeleri ve içinden karanfiller, sardunyalar sarkan pencereleri görmek ne hoş olurdu... Bu düşü gerçekleştirmek, Kaleiçi’ni tekrar yaşanır duruma getirmek için bir yıl kadar önce kurulan Antalya Kaleiçi Derneği (ANKAD) ile karşılaşmam beni umutlandırdı.
Dernek Başkanı Murat Erdoğan ve üyelerinin bir kısmı ile Kaleiçi’nin sorunlarını konuşma fırsatı buldum. Bu bilinçli insanların çalışmalarına yardım edenlerin, destek verenlerin sayısı arttıkça Kaleiçi’nin değil Antalya’nın, Türkiye’nin gözbebeği olacağına inanıyorum.
antalya
antalya
antalya
antalya
© Guleta.Com  |  Antalya - Turkey   
   Webmaster  

Google