HASIRIN ÖYKÜSÜ
Sıcacık kumların üstüne atıverdiğimiz ince hasır örtü, başımızın üstünde korunaklı, serin gölgeler yaratan hasır plaj şemsiyeleri, evlerimizi özenle döşediğimiz kalın hasır halılar ya da hasırdan örülme şık mobilyalar... Hayatımıza girene kadar hangi zor işlemlerden geçtiğini, hasır yapımında kullanılan sazların hangi dünya cennetlerinde yetiştiğini bilsek, belki de öyküsü bir film şeridi gibi gözlerimizin önünde canlanıverir ve öyle umursamadan kullanamazdık onu. Ben de hasırın yaratılış öyküsünü fotoğraflayana kadar bu kadar yoğun bir emeğin harcandığını bilmiyordum doğrusu. Öykü, Sapanca'ya on kilometre uzaklıkta, Maşukiye'nin tam karşısında bulunan SEKA kampının hemen ilerisinde sabah sisi içinde sıra sıra tepecikler gibi yükselen saz kümelerini görmemle başladı. Köylüler, bu saz kümelerinin etrafında arı gibi çalışıyorlardı.Neler olup bittiğini anlama tutkusuyla fotoğraf makinemi kapıp yanlarına yaklaştım. Çalışanlar dört kişilik bir aileydi. Burada, bir ağacın altına gerilmiş kamyon brandasından bozma çadırlarında yaşıyorlarmış. Memleketi
sordum. "Bolvadin" dediler. Kümeledikleri sazları hasır yapmak için oraya göndereceklerdi. İrili ufaklı gölleri, sazlıkları, bataklıkları ve konup göçen kuşlarıyla tanınan Göller Bölgesi'nde bulunan Eber Gölü yakınında bir ilçe Bolvadin. İlçe, Afyon'a doksan kilometre uzaklıkta. Ailenin yaşadığı toprakların hemen yakınındaki Eber Gölü'nde de sazlıklar var elbet. Ama, bunların önemli bölümü Sapanca'daki gibi hasır yapımında kullanılacak kalitede değil. Dört ay boyunca kesiminden dokunmasına kadar hasırın oluşum safhalarını bu aileyle birlikte yaşadım, gördüm. Sabahın erken saatlerinde ince, uzun sandallarına biner, göldeki sazlar arasında kaybolup giderlerdi. Ellerinde ince uzun sırıklar... Bellerine kadar suyun içine girip kamış keserlerdi. Özenle bağlanmış kamış kümelerini, yine aynı özenle sandalların üstüne istifler, aradan saatler geçtikten sonra da sahile geri dönerlerdi. Bazı türleri insan boyunun birkaç katı uzunluğuna ulaşan narin sazlar arasında bütün gün çalışılırdı. Ben de her sabah erkenden onlarla kalkıp saz kesimine gidiyordum.
Suda sessizce süzülen sandalla birlikte ayrı bir dünyaya doğru sürüklendiğimi hissederdim. Uçları sarı püsküllü, uzun sazlar bir perde gibi yükselir, çevreyle ilişkimizi keserdi. Sazların tepelerinden göğün mavisi görünürdü ancak. Havada rüzgârla çoğalan bir hışırtı... Bir de sazlardan oluşan bu dünyaya ait kuş sesleri ve böcek vızıltıları duyulurdu. Bazen de köylülerin söylediği bir türkü... "Gölün içindeki sazların fazlasının kesilmesi faydalı," diyordu ailenin reisi; "sazlar çoğaldıkları zaman çok su çekiyor. O zaman da göl bataklığa dönüşüyor." Saz sürekli kendiliğinden üreyebilen, gençleşen doğal kaynaklardan. Yani, kendiliğinden gür ve sık olarak yetişen sazlar için çapalama, gübreleme gerekmiyor. Bu nedenle saz kesimi sulak alanlar için zararsız bir ekonomik etkinlik. Ama, özellikle kış sonu ve ilkbahar aylarında saz kesimine ara verilmesi gerekiyor. Çünkü, bu aylar korunaklı, sık sazlıkları kendilerine yurt edinen kuşların üreme dönemine denk geliyor. Dört ay boyunca kesim yapan aile, her gün topladığı sazları kurumaları için hava durumuna bağlı olarak, en az on gün
toprak üstünde serili bekletiyordu. Sonra da toplanan yaklaşıkdört-beş kamyonluk sazı memleketleri Bolvadin'e gönderdiler. Ben de öykümü tamamlamak üzere ailenin ardından yola koyuldum. Önce Afyon, ardından Bolvadin'e vardım. Bolvadin'e gelince gözüme ilk çarpan şey hemen hemen bütün evlerin bahçesinde dokunmak üzere bekletilen kuru kamışlar oldu. Ertesi sabah fotoğraf çekmek için erkenden kalktım. Bolvadin insanı son derece çalışkan. Üzerine güneşi doğdurmuyor. Hemen bir iş bölümü yapılmış: Erkekler saz kesimiyle ilgileniyor, kadınlar da hasır dokuyor. Bolvadinliler Eber Gölü'nün kuruyan bölgelerinde yetişen sazlardan da ihtiyaçları kadarını kesiyor. Toplanan sazlardan iyi kalitede olanlar hasır yapımında kullanılırken, geriye kalan düşük kaliteli sazlar, ilçedeki SEKA kâğıt fabrikasına satılıyor. Köylüler bu kadar emeğe elde edilen gelirin düşük olduğunu söylemeden de edemiyorlar. Gelelim hasırın yapılış öyküsüne... Toplanan kamışlar kurutulduktan sonra evlere getiriliyor. Sonra köylü kadınlar bunları belli boylarda kesip, ara boyları ayıklıyor. İplik elde edebilmek için çivilerle kaplı tahtalarla, üstlerine sertçe vurularak liflerine ayrılıyor.Lifler dokuma ipliğinin yapımında kullanılan teknik olan eğirmeyle büyük yumaklar haline getiriliyor. Sonra da yere çakılı dört adet kazık üzerinde inceden inceye dokunuyor. Yöre insanıyla bardak bardak demli çaylar eşliğinde yaptığım sohbetlerde, Bolvadin haricinde, Konya-Beyşehir Gölü'nün yakınlarındaki Mutlu köyünde de hasır dokunduğunu öğrendim. Hatta bu köyde, plajlarda kullanılan hasırların son derece kaliteli örnekleri yapılıyormuş. Yani Mutlu köy de geçimini Bolvadin gibi hasırdan sağlıyor. Bolvadin'in, Mutlu köyün öyküsü hasırın öyküsüydü. Bu öyküye tanık olmak, uzun ince boylu, narin sazların türküsünü duymak isterseniz, siz de fotoğraf makinenizi alın, çıkın yollara...
Kaynak: SKYLIFE EYLÜL 2001
|